Akdenizin beyaz Köpüklerinin Ortasında bir Yalnız Ada – Canım Kıbrıs Gezi Rehberi

Kıbrıs’a ilk defa 2012’de bir kasım ayında bayramda adaya yeni taşınan ablamları ziyarete gittim. Daha önce benim için her bayramda ünlülerin sahne aldığı bir de birleşmiş milletlerin müzakere yapmaktan bıkıp usanmak şöyle dursun, mesai saatlerini sadece doldurmak için kendine iş edindiğine inandığım uzakta bir yerdi. Aslında bizim evin biraz da tabu konusuydu. Canım babanemin 5 numara miyoplu gözlerine rağmen hem de red veren doktorun bizzat kabul imzasını almak suretliyle harbiyeye soktuğu amcamı 1974’te adaya gönderip de artık kendisine totem yapmasından mı yoksa ilk göz ağrısını kaderin vetosuna rağmen sanki her şey olacağına varmazmışcasına savaşın ortasına bıraktığını mı sanmasından haftalarca uyumadan beklemesinden sonra bu da yetmezmiş gibi amcamla babamın yıllar sonra tatil için gittiği adadan dedemin vefat haberiyle apar topar dönmelerinden…. yani biz Kıbrıs’la başlangıcı iyi yapamadık ama kaderden de kaçış yok …. bu sefer iyi ki! 🙂 Ayrıca herkes ikinci şansı hak eder! 🙂

IMG_6761
Oasis – Ayfilon  Dipkarpaz; Kıbrısın en doğu ucunun Türkiye tarafı

Kasım ayında Kıbrıs tam bir sweet november’mış. Herhalde ada da aramızda ayrı gayrı olmasın artık hoş beş vakti gelmiştir uygun buldu 🙂 Sonra ben hem kardeş – aile özlemiyle hem de artık Kıbrıs’ın canım mertebesine terfi etmesinden ilk – son baharlar – çoğunlukla yaz 🙂 evet 50 dereceye rağmen! azınlıkla da kış – maalesef doğal gaz yok – içten soğuşma da bir yere kadar! her iklim imkan buldukça soluğu Kıbrıs’ta almaya başladım. Yani bu yazı da bu sebeple mitoz bölünmelerle çoğalacak 🙂

CXAD6749
Girne liman

Çoğalmasına çoğalacak da acaba nerden başlasam nasıl anlatsam? Havaalanından başlayıp, Lefkoşa, Girne, Mağusa, Karpaz mı yapsam tabi Güzelyurt filan da var. Çok şey var da var, yemek var, eğlence tabiki, deniz – güneş, tarih, komşuluk, arkadaşlık, ee küçük yer dedikodusuz da olmaz 🙂 Neyse ben bir şekilde ilk gelişimden başlayım bakalım rüzgar bizi nerelere atacak?

Dediğim gibi benim ilk gelişim kasım ayında Kurban bayramının ilk günü idi. Sabah 10:00 uçağı ile gittimdi. Pasaport – valiz tabi yol, Lefkoşa’dan Girne’ye varmamız öğle yemeği vaktine denk geldi. Saat itibariyle mideler zil çalmayı yüksek notalardan uygun gördüğünden biz de Niazi’ye konuşlandık. Benim Kıbrıs mutfağı ve yeme düzeniyle tanışmam böylece vuku buldu. Bayramın ilk günü nostaljik sıcaklıklar izleri bayrama özel fiks menü varmış. Bunu niye yazdım? Kıbrıs’ta böyle unuttuğumuz  ama görünce, yaşayınca bizi mutlu eden bir sürü geçmişten hoşluklar var özenle devam ettirilen. Artık yeri geldikçe kondurucam aralara 🙂 Niazi’s kebabçı. Kıbrıs’ta Lefkoşa’da gördümdü, galiba Mağusa’da da vardı. Gelsin mezeler, gitsin kebablar, salatalar, tatlılar. Gayet başarılı, meraklı bünyeler gitsin  bence. Bu arada aç parantez; şeftali kebabı Şef Ali’den ötürüymüş, bilen bilir ama isim yanılsamaları yanlış beklentiler oluşturmasın 🙂 Ben ilerleyen zamanlarda gidip de midemi şenlendirdiğim restaurantları yazacağım da Kıbrıs’ta uzuuun yeme – yayılma seanslarına Doğu Akdeniz bileşim kümesi mezeleri; tahin – humus olmazsa olmazlar. Çok başarılı bu coğrafyada, bence atlamayın.

Picture 555
Burası Niyazi’den değil 🙂 Karpaz’dan ama isim hatırlayamadım – ps: alevkayalarmış 🙂

KIBRIS’TA TURİST OLMAK….

Turistik gezilere nereden başlasak – benim bu yazı dizisinde genel sorunsalım oldu galiba. Neyse fazla kasmayalım; Lefkoşa Selimiye Cami, Büyük han, arasta’dan başlayalım. Selimiye Cami bizim Sarı Selim’den ötürü. Malum Kıbrıs O’nun zamanında fethedildi. Kiliseden çevrilmiş öncesi St. Sophia Katedraliymiş. Lüzinyanlar – ki bunlar frençe milletine mensub olur – Notre Dame’in şanı Akdeniz’in doğusunda da yürüsün diye gotik gotik yapmışlar. Pek özenmişler bu özenmelerden ötürü Lüzinyan krallar burada kendilerini taçlandırırlarmış.

Az ötede Büyük Han var. Lüzinyanlar bu mimaride eksik kaldıklarından bir kervansaraya topraktan girmek Osmanlı’ya kalmış. Ne kadar doğrudur bilmiyorum ama yaptırılırken de her Kıbrıslı’dan iki paralık bir vergi alınmış. Sonra İngilizler adaya gelince bu yapılmışı var binadan olsa olsa hapishane olur demişler – niyeyse? – sonra Kıbrıslılar bu İngilizlerden olsa olsa garantör olur deyip bye çekince han hane berduş olmuş bu arada kendi de mukimlerle aynı kadere razı olmuş. Sonra hummalı bir restorasyon başlamış. Şimdi içinde pek tatliş hediyelik / ceyizlik dükkanlar olan bir yer. Yemek yemek için bir restaurant – cafe de var. Ben yemek yemedim ama kahve içtim. Kahvenin bir özelliği var mı? Yok! ama olsun böyle bir ortamda 40 yıl hatırı yeter 🙂

Kahve demişken hemen bi asma kat çıkıyım. Siz kahve istediğinizde çoğu yer Con mu Mehmet Efendi mi diye sorar. Mehmet Efendi bizim bildiğimiz Mehmet Efendi. Con kim ola ki diyen olabilir; 1951’de Kıbrıs’ta kahveyi sanayi haline getiren- bu da çok mu abartı oldu? İşte modern kavurma yöntemleri ile kitlelere ulaştıran diyelim – Hüseyin Remzi Bey’in vefatından sonra kuru kahvecilik işini devralan Mehmet Hüseyin’in  lakabı İngilizlere benzemesinden mütevellit Con’muş – haydi başlar > artık nerelere erecekseniz siz karar verin 🙂 Bu hafif içimli bir kahve, kahvesini öyle sevenlere, çırpıntısı olanlara, gece uyuyamayanlara tavsiye olunabilir. Bir de kimsenin sormadığı – veya galiba bir iki denk geldimdi şimdi günahlarını almiyim OZA var. Benim favorim! Bu da daha çok Antakya – Beyrut kahveleri gibi yani bildiğin sert …. Cheers!

Nerde kalmıştık? Hanlarda Hamamlarda:) Han demişken Büyük Han’ın orada bir de kumarcılar hanı var ama hala restore ediliyor. Adı niye kumarcılar bilemedim, buğday ticareti burada yapılırmış. Kendisi gotik bir han – Osmanlı’m sever sentezi İskender’i mezarında ters döndürecek kadar 🙂

Biraz ilerisi Büyük Hamam. Her şey büyük! İnsanın aklına bi de bunların küçüğü mü vardı demek de gelmiyor değil. Aç parantez; asma kat plazası kuruyorum – evet var mı itirazı olan? Yok!! devam 🙂 Büyük Han ve Hamam arasında Sabır isminde bir Restaurant var. Ben yemek yemedim ama kesinlikle bir wish list item, Sabır ismi yemekleri beklerken çekeceğimiz çileye önden vahiy olunmuş teskin… Yemekler geleneksel, sanırım restaurant sahibimiz bizzat hazırlıyor, pek de başarılıymış ama 45 dakikadan önce gelmiyormuş yani açlık seviyenizi ona göre ayarlayın. Kıbrıs’ta özellikle Lefkoşa’da bu tip yemek yapan çok yer var da bura niye derseniz binanın bir dışına bakın, sonra pencereden başınızı uzatıp içeri derim. Bambaşka bir dünya! Ben orada hayallerimle sonsuzluk alemine dalmak istiyorum 🙂

Neyse biz Büyük Hamam’a yollanalım. Burada da Lüzinyen bir kilise vardı herhalde buyurulmuş – yani pek kat’i bir varsayım değil ama deliller buna dalalet ediyormuş. St. George Latin Kilisesi mevzu bahis sabık bina. Burası da Kıbrıs’taki tek orijinal Türk hamamıymış. Lala Mustafa Paşa Vakfı tarafından işletiliyormuş. Genelde turistler ilgi gösteriyormuş.

CAEJ8449
Büyük Hamamın giriş kapısı

 

Yoruldunuz mu? Bünyelerdeki açlık seviyesi Sabır çekecek halde değil mi? O zaman sizi Rüstem Kitapevine alalım. Klasik Kıbrıs mutfağı. Ayrıca Gloria Jeans ve de kitapçı. İçerisi çok güzel, yine heyecanlı benliğime kendini kaybettirecek kadar 🙂 Burası Lefkoşa mahkemeler bölgesi. Öğlen giderseniz bu meslek erbabı kişilere bol rastlayabilirsiniz. Bu da günün boş infosu 🙂 Bu arada Gloria Jeans’deki tatlılar da Avustralya’dan bazıları da Malezya’dan filan geliyormuş yani ben tatlımı illa oralardan alır yerim diyen benlikler dumur olmadan not ediversin.

 

Lefkoşa tam bir güzel kapılar şehri. Ben Lefkoşa mı ııyyk…. Girne – Mağusa çok daha güzel serzenişleri çok duydum. Ama bence turistik gezi için pek bezeli biblomsu … ben seviyorum kapıları, taş binaları, yıkık dökük bile olsa onlara dokunup hayal kurmayı.

 

Karnımız doydu o zaman devam! Lefkoşa merkez. Neredeyse adanın tam ortası – bi nevi Türkiye’min Afyon’u, Avrupa’nın Brüksel’i. Bu sebeple bir çember halinde şehir kapıları var. Girne Kapısı, Mağusa Kapısı, Baf Kapısı…hepsini Venedikliler yapmış, tabi ki etrafına da sur. Girne kapısının alt tarafı Turizm Ofisi. Baf Kapısı Birleşik Kralllık bayrağının ilk dikildiği yer imiş. Mağusa Kapısı da Mağusa, Karpaz, Larnaka ve Limassol’den gelenleri bağrına basarmış. Bunu niye yazdım? Bi açın bakın haritaya Limasol nere Karpaz nere yani bir nevi Kim olursan ol gel kapısı 🙂

Bu arada Girne Kapısının biraz ilerisinde Mevlevi müzesi var > ben içini gezmedim ilgililere info.

Surlara geldiysek demek ki eski şehirden çıkıyoruz. Siz çıkmadan ara sokaklarda bol bol gezinip instagram çalışması yapmayı atlamayın. O kadar çabaya rağmen Mark Z.’yi hala dünyanın en zengin insanı yapamadık! 🙂

Next… Tarihe koca bir dur emri vermiş Mağusa….

 

 

 

 

 

2 Comments Kendi yorumunu ekle

  1. Oasis, Kıbrısın en doğu ucu, Karpaz’da 🙂

    Beğen

    1. basakebcim dedi ki:

      Doğru 😀 Teşekkürler hemen düzelttim ✌🏼️

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s