En Güzel İmparatorluk Eş-Başkentlerinden Budapeşte Gezi Rehberi

Tom ve Jerry, Oğuz – Aykut, Zeki-Metin, Cher – Sonny (tamam ben de dünya gözüyle bu ikisini yan yana görmedim ama MTV ve VH1 sağolsun kalben ayrılmaz ikili olduklarına inandım 🙂 ) gibi Viyana’nın ekürisi, olmazsa olmaz mütemmim cüzü, müteselsil kefili Budapeşte rehberime hoş geldiniz..

LGIE0861.jpg

Avusturya – Macaristan imparatorluğunun hanedansız eş başkenti olmanın tüm faydalarından yararlanmasından mıdır artık doğunun Paris’i, Tuna’nın incisi, Avrupa’nın kalbi gibi tanımlamalar uygun görülmüş – bence de gayet hakkediyor 🙂

 

KWDJ2288.jpg

Şehir çok güzel, yemekler pek lezzetli insanlar aman da ne sevimli tamam da ben önce kendi başımdan neler geçti nasıl geldim anlatmazsam olmaz 🙂 Perşembe sabahın en atasözleri ve deyimlere konu olmayan sadece kendi için mana taşıyan saatlerinde uçuş saatimizden 2 saat önce hava limanına ulaştık. Buraya kadar her şey normal, gel gör ki içeride çılgın bir kalabalık. Adımını attığın her yer ya hacı ya sporu o kadar yani. Biz önden check in yaptığımız için gayet sakin bagaj teslime gittik ve gördük ki sporcularla bizim istikamet aynı! Hacıların istikamet zaten belli konu üzerinde durmaya gerek yok. Neyse Gülşen bagajını verirken evrene pozitif sinyal gönderelim deyip Thy check-in desk’lerindeki dijital anketin en gülen suratına basmasıyla check in görevlisinin uçak çok dolu sizi business’a yükseltmişler demesi bir oldu 🙂 Bu vesile ile hayatımda ilk defa business class görmüş oldum. Her ne kadar 1 saat 40 dakikalık uçuş süresi çok kısa da gelmiş olsa evrene bu müthiş kıyağı için teşekkür ederiz 🙂

Bir saat kırk dakika boyunca business konforunu damarlarımıza full yükledikten sonra, inişle beraber paşa paşa 200E havalimanı otobüsümüze binip bir sonraki aktarma istasyonu olan Köbanya – Kispest metro durağına vardık.

Şimdi ufak bir Budapeşte genel bilgiler ara – sıcak gireyim; Macaristan için Schengen vizesi gerekiyor , ama EUR bölgesine’e dahil değiller, kendi para birimleri var; HUF – Hungarian Florint. 1 eur yaklaşık 310 ft civarı, kolaylık isterseniz yerel halkın 1000 florinti 3 eur olarak düşünüp ona göre hesap yapın tavsiyesi var.

WCEE7278.jpg
Motorun durduğu yer Merkez dediğim metro durağı

Bu durumda florinti nereden bulucam ben sorunsalını yanınıza euro alın anacım söylemi çözüyor. Tabi ki genel öneri paranızı hava limanında değil düzgün bir döviz bürosunda bozdurmanız. Hal böyle olunca da şehir merkezine ulaşmak için imdadımıza kredi kartı yetişiyor. Toplu taşıma kullanmak isterseniz hava limanında Budapeşte iette’sinin bürosu var – içinde de söylemesi ayıptır pek civan mert bir delikanlı 🙂 – sevimli sevimli yardımcı oluyor. Hava limanından şehir merkezine tavsiye edilen ulaşım şekli otobüs – metro şeklinde. Toplam seyahat süresi 40-50 dakika civarı. Transfer bileti denilen 2’li bir bilet almak gerekiyor, biletin üzerinde hangisini önce kullanacağınızı da belirtiyor. Zaten görevli de söylüyor sağ olsun. Bu bilet 530 HUF yani aşağı yukarı 1,5 eur. Bu biletleri otobüs veya metroya binerken mutlaka makineye okutmak gerekiyor. Otobüste denk gelmedik ama metroda sürekli görevliler geziyor, yani tabi tercih yine de sizin, bir de bu transfer bileti olduğu için görevli iki bileti aynı anda göstermenizi istiyor, yani yolculuk bitip de metrodan çıkıp gün yüzü görene kadar biletlerin ikisini de atmayın.

Otobüsün son durağı genelde Köbanya – Kispest Metro – sanırım metro’dan önceki  durağın adı daha Köbanya – Kispest (Metrosuz – sade bir nevi İzmir usulü kokoreç 🙂 tamam cıvıklaştım kabul ) başka bir niyetiniz yoksa siz orada inmeyin, bir de gece otobüsünün son durağı da farklıymış galiba, geliş saatinize göre internetten bir kontrol edersiniz. Sonra M3 mavi metro hattına transfer oluyorsunuz, bu hat merkeze gidiyor, merkez St Istvan – Saint Stephen Kilisesinin olduğu Deak Ferenc durağı. Buradan kalacağınız yere göre M2 (kırmızı hat) veya M1 yeşil hatta tranfer olabilirsiniz. Havalimanından merkeze taksi ile gelmek isterseniz de yaklaşık 8500 HUF tutuyormuş – kaç eur küçük aynştayn’larım 🙂 hadi bu sefer çok kastırmayım 24-25 eur kadar.

Biz bu seyahatimizde ilk defa airbnb denedik. Bu ne menem bir şey duymayanlar için booking.com gibi ev / oda kiralama sitesi. Oda / evlerini kiraya veren kişilerle iletişime geçmenizi sağlıyor. Çeşitli filtreleri var; ev / oda, asansör, wifi gibi özel tercihlerinizi filtreleyebiliyorsunuz. Bir de süper ev sahibi diye bir filtre var, aynı booking’deki gibi ev sahiplerinin skorları var, tabi ki yüksek olanlar tercih sebebi. Biz ilk defa denediğimiz için direk süper ev sahibi filtresinden gittik, çok da memnun kaldık. Merkezde, Andrassy Caddesinde gayet sevimli ev sahipleri olan bir eve denk geldik. Banyo – tuvaleti içinde studio- daire şeklindeki eve kahvaltı dahil üç gece için toplam 160 eur ödedik. Genelde airbnb’de kahvaltı olmuyor ama burada ev sahipleri çok tatlı bir kafe ile anlaşmışlar, size bir kart veriyorlar ve odanın içinde bir de tabiki kafe’de de olan kahvaltı menüsünden istediğiniz bir kahvaltıyı ve içeceği sipariş edebiliyorsunuz. Kartı görevliye göstermeniz yeterli. Ev sahipleri Tom and Dave linki tıklarsanız umuyorum ki ilgilenenleri direk siteye yönlendirecek, yönlerdirmezse airbnb’de şehir seçip ev sahiplerinin isminiz yazarsanız da çıkar.

Bu ev Andrassy Caddesi (zaten dediydim) üzerinde, Andrassy Caddesi de 19. yy’da Budapeşte’nin de Champs – Elysees Caddesi olsun diye yapılmış pek süslü bir cadde. Başı St. Istvan kilisesinin olduğu yer, sonu Kahramanlar Meydanı toplamda 2,5 km gayet hoş bir cadde. Üzerinde bir çok kafe – market – döviz bürosu – restoran – mağaza – Türk Büyükelçiliği dahil bir sürü başka elçilik -bir de Avrupa’nı en güzel Opera Binalarından biri mevcut. Gezmesi hoş. Aynı zamanda Budapeşte’nin en iyi müzesi olduğu söylenen Terör Müzesi de bu cadde üzerinde. Terör Müzesi 1956-58 yıllarında Macarları maruz kaldıkları Sovyet Baskısını anlatan bir müze imiş. Ben iki ziyaretimde de gidemedim ama merak ediyorum. (Bu arada evet bu benim 10 yıl aradan sonra ikinci Budapeşte gezimdi).

TVGZ8129.jpg

Biz müze gezmedik peki ne yaptık? Budapeşte şehir turlarına katıldık – bu yazıda da hiç kastırmadan cevabı veriyorum çok şükür 🙂 Aslında bir çok şehirde olan bahşiş sistemine dayalı yürüyerek gezilen rehberli şehir turları burada da var. Birden fazla böyle tur şirketi olabilir ama ben çok araştırmadım açıkcası. Bana bir arkadaşım tavsiye etti, zaten de trip advisor’dan mükemmellik sertifikası da almış olduğunu görünce de direkt katıldık. Buraya tıklayıp sitesine bir göz atabilirsiniz. Her gün sabah 10:30 ve öğleden sonra 14:30 da 3 saatlik Budapeşte şehir turu var. Rehberler ingilizce konuşuyor, ama ben ispanyolcamı konuşturacağım derseniz o da var. Tur St. Istvan – St. Stephen Kilisesinin önünden başlıyor. Önceden rezervasyon yapmanıza gerek yok, direk gidip katılabilirsiniz. Yok ben plan programda iflah olmaz bir obsesifim derseniz sitesinden rezervasyon da yapabilirsiniz, kimse size mani olmaz.

DNBT6660.jpg

Yaklaşık 3 saat boyunca Budapeşte’nin turistik yerlerine ek tarihini, yemeklerini, mucitlerini ve şehirin şans sembollerini anlatıyorlar. Tur St. Matyas Kilisesi’nin orada bitiyor. Rehberler de çok sevimli. Böyle bir tur için içimden ne kopmalı derseniz biz kişi başı 10’ar eur uygun gördük ama bu bahşiş sistemine dayalı bir tur ve tamamen gönlünüzden ne koparsa gayet uygundur mantığıyla çalışıyor.

IXRM0088.jpg

Bu tur şirketi yine aynı şekilde komünist dönem ve Yahudi kültürü turları da düzenliyor. Fakat şehir turlarından farklı olarak bu turlar her gün yok, günleri için sitesine bakabilirsiniz.

Biz komünist dönem turuna da katıldık, gayet faydalıydı. Onu da tavsiye ederiz.

Bu turlarda günün en gereksiz bilgileri olarak Macarların şans tılsımlarını da öğrendik, zaten geri kalan şehir / bina hikayelerini her yerde bulabilirsiniz hazır ben günün boş infosunu bulmuşken sizi eksik bırakmayayım. Birinci şans sembolümüz St. Istvan Kilisesinin önündeki gülümseyen polis heykeli. Bu amca 20. yy.’ın başında Budapeşte’de yaşamış ünlü bir polismiş, yemek yemeğini çok severmiş – ki göbüşünden belli oluyor. Ayrıca beğendiği kızlara da Clark çekermiş. Hal böyle olunca da bu amcanın göbeğini sıvazlayıp bıyığını burmak bir şans sebebi kabul ediliyormuş. Sebep? Bazı şeyleri sorgulamadan daha güzel 🙂

IDMD2746.jpg

 

İkinci şans sembolümüz Ronald Reagen’dan Allah sizi inandırsın. Ronald Amca komünizme son verdiğinden galiba az bir sempati kazanmış, burada ki az gerçek bir az, yani bir temkinliler, ama Sovyet Anıtının olduğu yerdeki Ronald Reagan heykelinin sağ elini sıkmanın da şans getirdiğine inanılıyormuş.

Az kısım dedikodusuna gelecek olursam heykelin yüzü Sovyet Anıtına dönük, Budapeşte Parlamentosuna arkasını dönmüş olarak yapmışlar, onun da sembolik bir anlamı olduğunu düşünüyorlar.

PRPL8327.jpg

Son olarak bu heykelden Parlamento binasına doğru yürürseniz ufak bir köprü ve köprünün üzerinde de Imre Nagy heykeli var. Imre Nagy Macarların ulusal kahramanlarından, en baskılı döneminde Sovyet rejimine gösterdiği direnç sebebiyle halk arasında çok seviliyor. Ama tabi mutlu bir son yok, Sovyetler tarafından idam edilmiş. Peki şans bunun neresinde? Eğer bu amcanın üzerinde olduğu köprüyü soldan sağa geçerseniz (burada da her türlü anlam mevcut; Sol taraf Sovyet anıtının olduğu yer, sağ taraf Parlamento’nun olduğu yer 🙂 ) hayatınızda yeni heyecan ve maceralar olacak demekmiş, yani nerdeyse bir köprü geçtim hayatım değişti durumları; eğer tam tersi şekilde geçerseniz bu sizin geçmişe dönük yaşadığınızı ve gelenekçi olduğunuzu gösteriyormuş. Bu arada Imre Nagy köprünün tam ortasında – tabi kendisi maalesef köprüyü geçememiş, ama yüzünü Parlamento binasına dönmüş.

XKVR3047.jpg

 

 

Hazır Parlamento binası demişken biraz da ondan bahsedeyim. Şehrin en güzel binalarından. Macarların 1000. yıl kutlamaları için bir proje yarışması yapılmış ve o yarışma sonucu kazanan proje tamamen Macar ürünleri ve işçiliği ile hayata geçirilmiş. Kıta Avrupa’sının en büyük Parlamento binasıymış. Bu kadar büyük Parlamento binasının Macarlara ne faydası var, elbet 10 milyon insanı burada toplayıp da elimizin altında yönetelim diye yapmamışlar ama o intiba var mevcut büyüklükten ötürü. Tabi Macarlar da o kadar büyük bir binaya ihtiyaçlarının olmadığının farkında olduklarından binanın yarısını devlet işlerine ayırıp diğer yarısını turistik amaçlar için kullanmaya karar vermişler. Ben yine içini gezemedim – 3. bir gezi şart bana! O kadar laf kalabalığı yaparken büyüklük sebebini de pas geçmişim, 1000. yıl gösterişi anacım, bir bak benim nelerim var prodüksiyonu. Ayrıca yarışmada ilk üçe kalan projelerin tamamını hayata geçirmişler; biri tarım bakanlığı diğeri de etnografya müzesi olmuş, iki bina da parlamento binasının karşısında.

LWQI1288.jpg

Parlamento Binası 96 mt yükseklikte ve St. Stephen (Istvan) Kilisesi ile birlikte şehrin en yüksek iki binasından biri. Şimdi gelelim 96 metre olayına. Elbette bu sayının da Macarların şans beklentileri ile bir bağlantısı var. Macarlar 895/96 yıllarında Karpat Havzasına yerleşmişler. 96 nedense şans sembolü olma konusunda kendi şansını yaratmış 🙂 yani bir şekilde Macarlar bu sayının uğruna inanmışlar. Öyle olunca da önemli iki bina da bu yüksekliğe endekslenmiş. 96 metrenin güzelliği ise şehirde bu iki binadan yüksek hiç bir bina olamaz yasası var. Bu sebeple de şehirde hiç gökdelen yok ki bence çok imrenilesi bir özellik. Hoş Macarların estetik anlayışı ile bizim ki kıyas kabul etmez maalesef ki 😦 Kilise ve Parlamento binasının eşit olmasının da din ve devlet işlerinin birbirinden üstün olmadığını göstermesi gibi sembolik bir anlamı varmış. Bir tek komünist dönemde din rejimin düşmanlarından kabul edildiği için parlamento binasının üzerine bir kızıl yıldız kondurulmuş ki parlamento daha yüksek gözüksün. Komünizm çöktükten sonra yıldız da tarih olmuş. Macarların kızıl yıldıza hiç tahammülleri yok, kesinlikle hoşlaşmıyorlar, zaten sovyet döneminden kalan tüm izleri silmek için de epey bir çaba sarf etmişler. Şehirde müsamma gösterilen tek kızıl yıldız Heinnekken birasının yıldızı 🙂 bunun haricinde tişört vs turistik ıvır kıvır üzerinde bile görmeye hiç tahammülleri yok.

NQOV9292.jpg

Bu arada 896 yılında onlara yol gösteren kuş da Tuğrul – Turul kuşu Türk Mitolojisinde de var. Hatta Tuğrul ismi Türkçe (Togril – Dumrul kelimeleri de aynı kuş için kullanılıyormuş) Zümrüt-ü Anka kuşunun Türk muadilleri, ki bu kuş neredeyse tüm mitolojilerde var, ama Türkler burada yaratıcılıklarını konuşturmuşlar Allah sizi inandırsın ve kuşları ikiye katlamışlar. Yani Tuğrul’un bir ikizi var; Konrul – Kongrul Kuşu. Bu kuşlar da her gün yeniden doğuyorlarmış tabi Anka’lıklarından mütevellit. Tog – Doğ aynı kökten geliyor, Doğan (kuş olan) Togril’den geliyormuş, her gün doğduğu için. Bu da ismi Doğan olanlar için gün boş infosu oluversin 🙂

Bu kadar genel kültürden sonra biraz da yeme – içmelere girelim. Malum Maslow herşey, ayrıca açken de hiç birimiz biz değiliz. Macaristan’a gidince eğer vejetaryen değilsek mutlaka bir Gulaş çorbası içiyoruz. Bildiğimiz tas kebabı, çeşitli betimlemeler var, özünde tas kebabı işte, herkes elbette kendi yorumunu katıyor, ayrıntılarda kaybolmadan için işte, lezzetli, güzel.

MOCW2406.jpg

Ayrıca buraların karaca eti de meşhur. Genel olarak da bizim ağız tadımıza uygun yemekleri. Paprika denilen biberleri de her yerde. Acı olduğunu iddia ediyorlar, ama galiba restoranlarda turistlerin gözünü korkutmamak için ellerini korkak alıştırıyorlar veya ben acılığı anlamadım.

Prag’da da meşhur olan buraların da sahiplendiği az şekerli ama insanı kendinden geçirmeli bir kokusu olan Körtöskalacs – kolay değil okumakla kasmayın, kokuyu takip edin kaçırmanıza imkan yok – diye bir tatlı var. İçi boş boru şeklinde bir tatlı – ne de insanı kendinden geçiren bir tanım oldu, şimdi kesin herkeste olsa da bir yesem hissi uyanmıştır 🙂 kokusu güzel tadı da aman da buraya kadar gelmişken yedim de eksik kalmadım işte …. içine krema ve meyve konulmuş versiyonları da var.

NVZX9759.jpg

İçki olarak çeşitli meyve kurularından veya baldan yapılan Palinka likörü ve Tokai şarapları meşhur. Palinka % 50 oranında alkol içeriyormuş, içerken aklınızda olsun …veya olmasın 🙂 ben denedim, içimi keyifli, kanımca Vodkagiller gibi içerken rahat sonradan çarpanlardan, ben beşikten antremanlı olduğum için yine pek sertlik derecesini anlamadım 🙂

Biz 3 gece kaldık, geliş – gidiş zamanlarını da dikkate alırsak iki yarım, iki tam gün gibi geçti. Bu süre içerisinde Müvesz (burası evimizin anlaşmalı olduğu kafe), TGI Friday’s, New York Cafe, Panificio il Basilico’yu denedik. Müvesz Kafe, Andrassy Caddesinde 1898’den beri hizmet veriyormuş, ortam aynı Viyana Kafeleri gibi, hatta özellikle Mozart gibi diyebilirim. Kahvaltıları gayet başarılı, pastalar da çok hoş duruyordu ama sabahları gittiğimiz için mide pasta saati göstermiyordu, deneyemedik, bence siz deneyin. TGI’lar zincir restoran, klasik, yedik doyduk, yeri de yine Andrassy Caddesi üzerinde, geleni geçeni izlemek için çok güzel, bir de ev yapımı gibi limonataları var çeşitli meyvelerle tatlandırdıkları, bence onları da deneyin.

BTGI1418.jpg

Panificio il Basilico, yahudi mahallesinde yine sevimli bir yer, pizzası çok başarılı, gulaş çorbası da aynen. Yahudi Mahallesi, Macar halkın uygun fiyatlara güzel yemek için tercih ettiği yermiş, genel olarak içeri bakın etraf Macarsa uygundur deyip girin. New York Cafe de Yahudi Mahallesinin kanımca sonuna doğru, dünyanın en güzel kafesi olarak tanımlanıyor. İçi gerçekten çok güzel, ama tam bir tuuurissttliğin dibine vurma yeri. İçeride tabiki hiç Macar yok, fiyatlar da diğer mekanlara göre biraz daha pahalı.

CNZP3860.jpg

Mekanlardan bahsetmeye başlamışken harabe barlardan bahsetmezsek olmaz ama biz gün içinde aşırı yürüdüğümüz için mecalimiz kalmadığından iki kere niyetlenip yolun başında vaz geçtik. İnstant, Szimpla Kert ve Puder Barszinhaz bize tavsiye olunanları ama sonuç 3’te 0 :), siz denerseniz bana da haber edin 🙂

Harabe bar da ne ola diyenler olursa; 90’larda sistem çöktükten sonra genelde yıkık dökük yerlerde atılmış eşyalarla kurulan mekanlar çok ilgi görmüş, mantar gibi çoğalmış – bu da epey bir kısa özet oldu kalemime sağlık 🙂

BBMS5635.jpg

Budapeşte rehberininin olmazsa olmazlarından biri de elbette hamamlar. Osmanlılar kaynağı buldukları gibi her yeri hamamlarla donatmışlar. Şehrin Buda tarafının altı kaynak suları ile dolu. Hatta rehberimiz çıkan suyu metreküp bazında bize söylediydi ama çok milyon olduğunu hatırlıyorum sadece. Hamamların en tavsiye edileni kahramanlar meydanının arkasındaki şehir parkının içindeki Szechenyi Hamamı ve Buda tarafında Gellert tepesinde olan Gellert Hamamı. Buralarda kese yok, sadece havuz. Mayo ile giriyorsunuz, havuz olduğu için ve yıkanma durumu söz konusu olmadığı için kadın – erkek ayrımı yok. Havlu kiralayabiliyorsunuz, hatta mayo da satın alabiliyordunuz galiba, ama bu kısmı bir bilene sorun.

GQDT5487.jpg

Budapeşte ortalama Avrupa şehrine göre büyük bir şehir. Her yerini yürüyerek gezeyim aman da iki günde bitireyim fazla iddialı atılımlar. Buda ve Peşte 1873’te birleşmiş iki ayrı yerleşim yeri imiş. Buda tarafı dağlık eski şehir, genelde zenginler tercih ediyormuş, Peşte kısmı düz ve modern tarafı. Buda’da Gellert Tepesi, Buda Kalesi, Matyas kilisesi, Balıkçı Tabyası, Gül Baba Türbesi gezilip – görülecek yerler arasında. Yokuş beni zorlar derseniz Buda kalesine füniküler ile çıkabilirsiniz ama Gellert ve Gül Baba türbesinde bu hizmet yok, ya taksi ya da tabana kuvvet. Peşte kısmında kahramanlar meydanı (1000 yıl kutlamaları sırasında yapılmış tüm önemli Macar krallarının heykellerinin olduğu bir meydan, ayrıca bir tarafında ulusal sanat müzesi var), Szenchenyi Hamamı, şehir parkı, St. Istvan Kilisesi, Andrassy ve Vaci caddeleri, Parlamento binası, Terör Müzesi, Avrupanın en büyük, dünyanın ikinci büyük Sinagogu gezip görülecek yerler arasında. Tabi herkesin gezi programı kendine. Ben kendimi yormadan şöyle panaromik bir tur alayım derseniz Peşte tarafından 2 No’lu tramvaya binip Tuna etrafında gezinebilirsiniz.

KSEM0006.jpg

Tuna üzerinde bir sürü köprü var, en ünlüsü Zincirli Köprü (Széchenyi Chain Bridge), boğaziçi köprüsüne benzeyen de Erzsébet köprüsü – bildiğimiz Sisi oluyor, o Macarları, Macarlar da onu pek severmiş. Bunun haricinde de bir sürü köprü var ama ben adlarını teker teker çalışmadım, zaten sizi de çok enterese etmez kanımca 🙂

RWMU2512.jpg

Biz 10 sene önce tur ile gitmiştik ve bizi günü birlik Estergon Kalesi, Visegrad ve Szentendre köylerine götürmüşlerdi. Szentendre Osmanlı istilasından kaçan Sırplar tarafından kurulmuş, Vise slav dillerinde yüksek demekmiş yani tepelik bir alan, Estergon’da da gezilen bir bazilika vardı, bir de uzaktan Slovakya gözüküyordu, Tuna nehrinin öteki tarafı imiş kendisi. Yani o kısmı çok hatırlamıyorum 🙂

IMG_2171.JPG
Bu da 10 sene önceki ben 🙂

Kanımca anlatacaklarım bu kadar, biraz fazla kaptırmış gibi oldum ama arada olur o kadar 🙂

P.S. Hanedansız başkentten kasıt Macar halkına ait bir hanedan olmayışı, yoksa Habsburg’lar gayet hanedan kontenjanını dolduruyorlar. İmparatorluk çöktükten sonra Macaristan’da olan Habsburg’lar orada kalmış, hala da orada yaşıyorlar ve kendilerini Macar adlediyorlarmış.

P.S. En’ler sıralamasında kıta Avrupası Budapeşte’de sık sık duyacağınız bir betimleme. Misal ben yukarıda Parlamento binası kıta Avrupasının en büyük binasıymış diye yazdım çünkü Avrupa’nın en büyük Parlamento binası İngiltere’deymiş. Ama İngiltere ada olmasından dolayı Macarlara gün doğuyor 🙂 aynı şekilde Budapeşte metrosu da kıta Avrupasının en eski metrosuymuş – bildiniz en eski yine İngiltere!

Processed with VSCO with oc preset

 

 

 

 

 

2 Comments Kendi yorumunu ekle

  1. Nasil Gezdim? dedi ki:

    budapeste gercekten cok guzel ama nedense viyana ve prag kadar ziyaretci cekmiyor

    Beğen

    1. basakebcim dedi ki:

      Evet bence de öyle, pazarlama çalışmalarını ateşlemeleri lazım 🙂

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s