Nata’lardan Daha Tatlı Lizbon Gezi Rehberi

Lizbon’dan döneli 5 gün oluyor ama hala ruhen atlas okyanusu kıyılarında takılıyorum. Uzun zamandır aklım bu kadar bedenimden uzakta kalmamıştı. Hoş tabi bu seneki çoğu seyahatimin daha önce gittiğim ülkelere olmasının bunda bir payı vardır elbet. Lizbon’la aramdakinin gerçek aşk olup olmadığını görmek için tez yeniden gitmem şart deyip başlayayım o zaman 🙂

IMG_2632

 

Lizbon Portekiz’in başkenti, eski dünyanın da en batısı. Sağ – sol etrafına bakıp bakıp su birikisintisinden başka bir şey görmeyen Portekizli kendini keşfetmeye adayınca dünyanın en önemli denizcilerinin de başkenti olmuş. Vasco Da Gama bu denizcilerin en ünlüsü, Afrika’yı dolaşıp, o zamanlar bir nevi tahtalıköy express haline gelmiş yere Ümit Burnu adı verecek kadar büyük düşünüyor 🙂 **

Şimdilerde Portekiz modern dünyanın en büyük nimetlerinden turizme kendini adamış, Ruslar hala sıcak denizlere anca Antalya üzerinden inmeye çalışsın Portekiz dünyanın tümüne toptan 8 – 10 tur bindirmiş olmanın verdiği huzur ve gururla siesta zamanları harici turist ağırlamakta 🙂

IMG_2600

 

Yalnız yine uzatmalarda sınır tanımayıp konuya bir giremedim. Neyse bodozlama dalayım ben en temizi. Lizbon’a İstanbul’dan direk uçuşlar var, tabi çok isterseniz aktarmalı da var. Biz mesela tamamen duygusal nedenlerden dolayı istedik 🙂 Direkt uçmak için Kasım – Ocak – Şubat zamanları promosyon dönemleri olabiliyor, hava da güneysel Akdeniz, Atlantik etkileri, bir de taa Amerikalardan Gulf Stream iklimi İzlandaya kadar ılımanlaştırıyor, Lizbon’a mı hayrı dokunmayacak, yani hava açısından da problem yok, onun için uygun bilet bulduğunuz anda gömün!

IMG_2846

 

Hava alanından şehir merkezine Aerobus var (hava limanı otobüsü) 3,50 eur’ya şehir merkezine götürüyor. Bu hizmet 8:00 – 23:00 saatleri arasında. Biz gelirken son otobüse yetişiyorduk, otobüs de tam bizim hostelin önünde bırakıyordu o bakımdan gayet memnun kalarak kullandık. Biz Paris’ten Lizbon’a aktarmıştık bir gece Paris’te konaklayıp, o yüzden bu hizmet bize uygun geldi. Malum Paris’te hava alanı – şehir merkezi tren 10 eur, ayrıca hiç de hızlı değil, bildiğin banliyö. Sonra Lizbon şartlarına uyum sağladık masum benliklerimizi küçük hırslarımızın kucağına bırakarak 🙂 hava limanına 1,40 eur’ya metro ile döndük.

IMG_2894

Biz Rossio Meydanında kaldık, metro istasyonu da hostelin hemen önündeydi. Kırmızı hat hava alanı hattı, diğer kalan 3 hat da (sarı – yeşil – mavi hatlar) uygun gördüğü noktalardan aktarıyor. Ben aktarmadan paşa paşa 3,5 eur’umu verip otobüse bineceğim derseniz 2 adet otobüs var, hava limanından çıkınca durakları yan yana. Biri iş merkezlerinin olduğu yere gidiyor (financial center Av. Jose Malhoa – her 40 dk da bir) diğeri şehir merkezine (son durak Cais De Sodre – her 20 dk da bir). Bu yazıyı kaderin bir cilvesi hariç nedenlerden okumayı tercih etmiş kişi iş merkezlerinin oraya gitmeyeceğinden siz paşa paşa daha sağ tarafta kalan şehir merkezi otobüsünü seçin anacım.

IMG_2608

 

Konaklama kısmına gelirsek biz Goodmorning Hostel de kaldık. iki kişilik özel banyolu oda tercih ettik. Kahvaltı da fiyata dahil 4 gece 268 eur verdik. Hostel’deki insanlar çok sevimli, ayrıca kahvaltı da gayet güzel. Sıcacık bir aile ortamı yaratmışlar. Her sabah biri sağ olsun bize peynirli domatesli tost, yumurta, waffle hazırlıyor. Burası bir hostel tabi ki ekstra lüks tüketim söz konusu değil. Mesela asansör yoktu ama merdivenlere her basamakta harcadığınız kalorileri yazmışlar pek sempatik, veya sabah kahvaltı ettikten sonra tabak – çanağınızı siz yıkıyorsunuz çünkü mama is not home do your own dishes 🙂

IMG_2585

Ayrıca neredeyse her akşam bir aksiyon var, yemek kurslarından, topluca akşam yemeğine ve çoğunlukla Sangria gecelerine – ki sangria tamamen ücretsiz. Biz çok memnun kaldık kesinlikle herkeslere tavsiye ederiz.

IMG_2584

 

Bir de ufak ara not; eğer siz de burada kalmak isterseniz giriş Fabrica de Nata’nın (pastane) yanındaki hediyelik eşya dükkanının içinden 🙂

IMG_2587

 

Şimdi gelelim gezme görme işlerine. Tembel gezgine can suyu bahşiş sistemine dayalı gezi turları burada da var. Biz hostelimizin tavsiyesiyle wildwalkerstours un genel şehir turu, Alfama turu bir de barlar turuna katıldık. Biz de tembelliğin dibine mi vurmuşuz ne 🙂 Neyse…şehir turları için genelde sabah 10:20’de rehberimiz bizi hostel’den alıyor. Ama toplanma ekseni dışındaysak da üzülmeye gerek yok 10:30’da Rossio meydanında bulunmak da yeterli. Yok plan benim göbek adım 5 ay öncesinden ajandama times new roman harflerle kazımazsam gözüme gram uyku girmez derseniz internet sitesinden rezervasyon da yaptırabilirsiniz, kimse mani olmaz.

IMG_2616

Lizbon da İstanbul gibi 7 tepe üzerine kurulmuş… tepe bol da yine İstanbul gibi, 7’nin büyüsüne kapılmışlar. Sonra fazla büyülenmekten 1 Kasım 1755’te 8,5 – 9 şiddeti arasında bir deprem olmuş, bu deprem yaklaşık 10 dakika sürmüş, 1 Kasımın katolikler için kutsal bir gün olmasından mütevellit halkın kiliselerde toplaşmış olmasından, bir de ayin psikolojisiyle bir sürü mum yakmış olmalarından felaketler felaketleri kovalamış. Önce kiliselerde toplaşan halk büyük bir darbe almış, sonra o panikle deniz kıyısına kaçınca felaketlerin sadece katı değil aynı zaman sıvı (tsunami) ve de gaz olarak da gelebileceğine şahit olmuşlar. Gaz değil ama siz cümlenin gelişinden artık öyleymiş gibi yapıp son felaketin mumlardan kaynaklı büyük şehir yangını olduğu sonucuna varın artık. Şehrin büyük bir kısmı yıkılmış ve çok büyük bir insan kaybı meydana gelmiş. Kraliyet ailesi bir gezide olması sebebiyle yırtmış, bir de şehirdeki Müslüman ve Yahudiler daha az zarar görmüş. Daha az zarar görmeleri kendilerinin pür-i pak cennet mekan insan olmalarından değil şehrin daha kayalık ve denizden uzak bir kısmında mum yakmadan ayin yapmadan günlerine devam etmelerinden olmuş. Ama kendilerini Vatikan’dan sonra en Katolik adleden Portekizlilerin moralini bu olay çok bozmuş. Yani en Katolik olmadan da insanın moralini gayet bozabilecek bir olay tabi de olayların şiddetiyle bir an için kıyametin koptuğunu zannedip sonra aslında kopmadığını farkedip bir de o olayların üzerine gerçek kıyameti yaşayacaklarına kanaat getiren halk bir kendine gelememiş. Şehrin silüetini epey şekillendiren bu hadise insanların kaderciliğini de etkilemiş … Portekizliler genel olarak çok neşeli, keyifli insanlar ama arada yarın ne olacağı hiç belli olmaz onun için anın tadını çıkarmayı unutma diye uyarılar geliyor hiç beklenmeyen anlarda.

IMG_2659

İstanbul gibi 7 tepe üzerine kurulmuş demdimdi zaten, ortada da bir köprü var aman da tam bizim memleket gibiymiş buralar diyenler olabilir… ifade özgürlüğü bu ülkede olmasa da teorik olarak var olduğuna inandığımız bir kavram olduğu için isteyen öyle diyebilir. Evet bir köprü var, adı da 25 Nisan köprüsü – hala mı benzetemedin diyenler var mı? 🙂 ama boğaz yok, en yakın karşı kıta da 7 saat 30 dakikalık uçuş sonrası 😉 bu arada köprü de nehir üzerine kurulmuş yani değil boğaz, deniz bile değil ama suyu tuzluymuş yani bu da mı gol değilcilere gelmesi açısından tarafsızlığımızı koruyalım tabi 🙂 Bu köprü fotoğraflardan gördüğümüz kadarıyla aynı San Francisco’daki Golden Gate köprüsü ki mimar o köprünün mimarıymış, şablonu tutturmuşken şimdi akşam akşam başıma bela mı alayım diyerek nehir el verdiğince köprüyü kardeş kardeş kurmuş. San Francisco demişken artık nasıl okunuyor Portekizce’de pek hakim olamadım ama Lizbon’un San Francisco’su civarlarında bir köprü daha var. O da Vasco Da Gama köprüsü ki Avrupa’nın en uzun köprülerinden biriymiş yine bilemediniz okyanus veya deniz değil gayet Tejo Nehri üzerinde.

Tepeler bol olunca etrafa şehir izlemelik teras bol. Bu şehrin sizin için uygun gördüğü aktivite de budur. Değişik tepelerden şehri izlemek. Yerel halk bu şehir müze / saray şehri değil buyurur. Burada hayat sokaklarda akıyor, bol bol gezip insanlarla kaynaşacaksınız.

IMG_2831

 

Peki gezmeye nereden başlıyoruz? Ayaklar henüz yokuş tırmanmaya direndiğinden şehir merkezi Rossio’dan başlayalım.  Sonra hemen yanındaki şehrin girişi – eski ticaret merkezi Praça de Commercio’dan devam edelim.

IMG_2633

Buralar Baxia yani aşağı şehir ve tepe bol olduğundan maalesef saadet kısa sürecek yavaş yavaş sizi Bairro Alto’ya doğru alalım. Bairro mahalle alto da yüksek demek, seçeceğiniz yokuşları ona göre karar verin.Burada bol yerel – yeme içme seçenekleri olduğu gibi gece eğlenme alternatifleri de çok.

IMG_2806

 

Oradan sağ tarafa doğru kayıp Alfama ve Mouraria’ya gidebiliriz. Burası da eski müslüman ve yahudi mahallesi, depremden en az zarar gören yerler ve Fado’nun doğum yeri (Fado Portekizin arabesk müziği, önceleri alt tabaka halk arasında popülerken zamanla ülkenin marka değerlerinden biri olmuş).

IMG_2820

 

Ayrıca cumartesi günleri bit – hırsız pazarı buraya yakın kuruluyor.

IMG_2855

 

Fado dediysek eğer diğer 2 F’den bahsetme zamanı da gelmiştir. Portekiz’in 3 F’si meşhurmuş; Futbol – tahminlerde ilk sıra idi kanımca, diğerini söyledim zaten , 3.’yü zor yerden soruyorlar 🙂  F ile bağdaştırması zor olsa da tahmin etmesi güç değil gibi de aslında kendilerini Vatikan’dan sonra en Katolik adleden bir ülke için 🙂 Fatima da bir bölge (sanırım – bu konuya pek odaklanamadım nedense) bir takım mucizeler gerçekleşmiş 3 tane çoban çocuğun kehanetleriyle ilgili sanırım bilen varsa beni de aydınlatıversin bir zahmet 🙂 Dini açıdan büyük önem taşıyor.

IMG_2750

 

Ben Fatima harici gezdiğim yerlerden biraz bahsedeyim. Biz ilk gün şehir turundan sonra Belem’e gittik. Nasıl gidildiğini yazının bir noktasında anlattımdı. Belem’de görülecek 25 Nisan köprüsü manzarası hariç bir Kaşifler anıtı, Belem kalesi, bir de Jeronimos Manastırı var. Manastır müze gibi gezilebiliyormuş, bir kaç yerde giriş 10 eur, kilise Allah’ın evi haşa buyrulmuş, bizim içini gezmeye nata yemekten vaktimiz kalmadığı için eksik kaldık. Dıştan güzeldi ama.

IMG_2685

 

Buralara yakın bir de bol çini görmelik Gulbenkian Müzesi var. Mısır – Doğu – İslam eserleri müzesi gibi, kurucusu da Osmanlı Ermenilerinden Calouste Gulbenkian, ulaşım için sitesinden bilgi arakladım sizler için; Metro Mavi hat – S. Sebastião veya Praça de Espanha
Kırmızı hat – S. Sebastião
713 – 716 – 726 – 742 – 746 – 756 No’lu otobüs hatları

IMG_2740

 

Sintra da şehir dışında gezilecek yerlerden. Rossio’daki tren istasyonundan direkt tren var. Ama biz yine kolayına kaçtık. Hostelimizin bir günlük Sintra turu vardı, sabahtan akşama kadar Sintra, Quinta Da Regaleira, Cascais (kaşkaş okunuyor – plajlar bölgesi), kıta Avrupa’sının en batısı Cabo da Roca ve etrafta başka bir sürü yer, bir de yerel bir restoranda boşanıp da semerimizi yemece toplamda 55 eur verdik.

IMG_2987

Tur 40 eur idi, yemek ödemesini direkt restorana yaptık, yani orası opsiyonel, biz çok uyumlu bir grup olduk, beraber takılalım dedik, rehberimiz de çok sevimli idi çok keyifli bir gün oldu.

IMG_3285

 

Ben etrafta buna benzer günü birlik Sintra turları gördüm, lokaller de Sintra’yı gezmek ya araba kiralayıp ya da böyle bir turla daha verimli diyorlar.

IMG_2947

 

Sintra çok masalsı bir yer. Alis’in harikalar diyarı aynen orası. En tepede Pena Sarayı var ki kendisine pastanın süsü diyorlar, aşağıya doğru bir sürü saray güzel ev var. Bizim gezdiğimiz Quinta Da Regaleira bahçeleriyle ünlü. Masonluk emareleri bolmuş meraklısı daha iyi anlarmış.

IMG_3010

Oradan okyanusa doğru uzuyoruz. Bir çok plaj var, Atlantik okyanusunda yüzmek istersek her daim soğukmuş, ama renk kendinden filtreli.

IMG_3129

Biraz daha ilerleyip kıta Avrupa’sının en batı noktası, yine lokallerin deyimiyle Lizbon’un China Town’u Cabo da Roca’ya varıyoruz; ucsuz bucaksız bir sonsuzluk ama bir şey hissettim mi … pek değil. Oradan Santuario Da Peninha gittik. Aynı manzara ama asıl büyü orada gibi. Hatta 30’lu derecelerde başlayan günümüz orada sisle buluşunca daha da fantastik oldu.

IMG_3156

Yeme – İçme

Buraların morina balığı çok meşhurmuş. Her türlü deniz mahsulünü bulduğumuz yerde götürüyoruz o ayrı ama morina ile kurulan sevgi bağı bir ayrı. Eskiden sadece Noel zamanı özel gün yemeği olarak yaparlarmış ama sonra bize her gün özel deyip morinaya hücum yapmışlar ki bu hücum sonucu kendi denizlerinde morina kalmamış ve Kuzey Denizi ülkelerine para ödeyip av izni almak zorunda kalmışlar. Bacalhau morina’nın Portekizcesi, bin bir türlü yapıyorlar, biz iki – üç çeşit denedik gayet de hepsini güzel yapmışlar. Balık sevenler eksik kalmasın ama sevmeyenlerde bünyeleri el verdiği ölçüde denesin.

 

Portekizliler tatlı seviyorlar. Ayrıca tatlılarını tatlı seviyorlar. Her yerde görüp duyacağınız tatlı pasteis de nata; bol yumurta ile yapılan milfoy tabanlı muhallebi gibi kreması olan bir turta / pasta. En ünlüsünü Belem’deki pastanede yapılıyor. Öyküsü – reçete sahiplerinin hukuki durumu Portekiz’e gitmeye niyetlenmiş herkesin gözüne bir şekilde ilişmiştir. Niyetlenmeyip de yine de benim anlatımlarından ayrı kalamayanlar için de sadece 3 keşiş / kişi – şimdi ruhani durumlarını sallamayım – biliyormuş tarifi ve üçü de aynı anda aynı uçağa binmiyormuş.

IMG_2767

Galiba zamanında kiliseye çok fazla yumurta bağışlandığı için nimet – günah heba olmasın diye böyle bir tatlı uydurmuşlar. Allah’ın sevdiği kullarmış vessellam, şimdi hafta sonları 50.000 nata’ya kadar satıyorlarmış.

IMG_2774

Lizbonlular Belem’e gitmeyeceklerse Manteigaria’yı  (Bairro Alto, ayrıca Time out’da da var) tercih ediyorlarmış. Benim denediklerim arasında en tatlı nata burada idi. Ayrıca burası çok kalabalık ama servis über hızlı; bir nata bir espresso 1,70 eur.  Fabrica de Nata’nın içi çok hoş / ferah yine fiyatlar benzer. Ama bence de en kral nata Belem’de bu işi en iyi keşiş bey amcalar yapmış iman kuvvetiylen. Belem Pastanesinde de fiyatlar yine aynı bu arada. Girişte bir kuyruk var, o gözünüzü korkutmasın. Kuyruk alıp gidecekler için ki o da hızlı ilerliyor. Ama oralara gelmişken 1837’den beri hizmet veren pastanenin havasını bir soluyun. Labirent gibi odalarda mavi Portekiz çinileriyle gömülün natanıza. Portekizliler bir oturuşta 3 tane yiyebilirmiş olağan şartlarda, biz Belem’de ikişer tane, diğer yerlerde birer tane yedik, sert Portekiz usulu espressomuzla.

Lizbon’nun diğer ünlü tatlıları da Sintra’dan. Biri Sintra’nın peynir tatlısı Queijadas De Sintra, diğeri de Travesserios de Sintra. Ben peynir tatlısı gibi olanı yedim. Yufka tabanlı, peynirli – irmikli gibi bir tatlı idi. Aman da olsa da yesem değil ama yerinde keyifli. Diğerini uzun uzun tekrar yazmayım ben yemedim demek için 🙂

 

Portekiz’in ayrıca şarapları ünlü – yani kendi çapında diyebiliriz – kırmızı, beyaz harici bir de yeşil şarapları var. Rengi yeşil değil, mahsul taze – körpe iken yapıldığı için öyle diyorlarmış. Ben çok şarap sevmem, hatta bazı durumlarda midemi de rahatsız eder ama burada su gibi gitti walla.

IMG_2917

Kırmızı – beyaz – yeşil potporisi bile hiç rahatsız etmedi. Şaraptan başlamışken de buraların Sangria’sı da meşhur (meyveli şarap diyelim). Yerel halk içki İspanyol ama biz daha iyi yapıyoruz iddiasında 🙂 Bence de güzel yapıyorlar, elleri de bol sağ olsunlar bizi hiç Sangria’sız bırakmadılar 🙂

IMG_2640

Bir de Ginja adında bir vişne likörleri var, en ünlü yeri de A Ginjinha, içmek için de en uygun vakit sabah kahveyi içtikten sonra buyurur yine lokallerimiz. Biz de öyle yaptık, gayet babanemin likörü gibiydi, ben sevdim.

IMG_2909

Genel olarak Bairro Alto’daki restoranlar lokallerin tercihi imiş, Sea Me her blogda olan eksik kalınması zinhar skandal restoran ama biz eksik kaldık 🙂 Pink Street’e yakın Time out var, bir nevi bizim Mahalle veya italyanların Eataly’si gibi. Burası hafta sonları kalabalık olabiliyor ama yer yine de bulunuyor.

IMG_2921

 

Pink street demişken de hemen ondan biraz bahsedeyim. Burası da Lizbon’un Karaköy’ü. Liman – denizciler bağlamından geçmişte hangi sektörlerde hizmet verdiğini siz anlayın. Sonra oralar da aynen Karaköy gibi topluma kazandırılmış 🙂 Pensao Amor (mealen aşk pansiyonu) en popüler mekanlarından, ayrıca Viking ve Copenhagen de pek bir önerildi (kuzey denizinde Morina avlayan Portekizli’nin İskandinav’lardan kopamama durumu olsa gerek 🙂 ) Bir de Viking veya Viking’in yanındaki yerde bir striptiz geyiği dönüyor. Arkadaşlarını utandırmak isteyen Lizbonlular doğum günü çocuklarını burada ağırlıyormuş 🙂 Anlatımı fazla kapalı bulanlar aman deyim tamamen geyik gayet eğlenmeli rahat rahat gezilesi yerler 🙂

IMG_2628

Gece hayatından devam edecek olursam da biz bir gece yine wildwalkers’la pub crawl yaptık bairro alto’da. sizlere sadece görsel anlatım sunabileceğim 🙂 Mekanların adlarına hiç dikkat etmemişim ama bence önemi de yok, cadde boylu boyunca bardı ve hepsi de gayet eğlenmelikti.

IMG_2809

Lizbon bütçesi

Hanım evropa’da  bundan ucuzu yok! Misal bir nata (turta gibi bir tatlı) + 1 espresso 1,70 eur, akşam yemeği 10 eur civarı, 1 sürahi sangria 15 eur, barlarda shot’lar 2 eur civarı, 1 kadeh şarap 3 eur (içkiyi ucuz bulunca kendini içmelerden alamamış blogger tarifesi gibi oldu bu da 🙂 ). Tabi daha pahalısı yok mu? var ama bunlar ortalama fiyatlar. Hostel’i zaten yazdımdı, ulaşım da aynen, yani bizde oluşan genel intiba çok ucuz uçak bileti bulacağım diye kastırmayın, tabi bulursanız kaçırmayın da, Portekiz uçak bileti ile oluşturduğu açığı diğer harcamalar kompartımanında kapatıyor 🙂 .

Ramazan ayında buraları tekel bayine çevirmem de ayrı bombastik olmuş 🙂

** Ümit Burnunu ilk defa Bartolemeu Dias geçmiş, ve gayet objektif bir yaklaşımla Fırtınalar Burnu adını vermiş fakat daha sonra kral hop oğlum sen milletin moralmanını mı çökerticen başımıza deyip yargıtay kararıyla Ümit Burnu yapmış. Dias da tabi ki Portekizli.

Amerika’yı keşfeden Kristof Kolomb bir italyan gencimiz, genel kanının aksine Portekizli değil, ama mesleği Portekizli abilerinin elinden öğrenmiş.

Bir de Macellan var en meşhurlarından kendi adını verdiği Güney Amerika’daki boğazı geçip ne çektim be senden Atlantik deyip huzur bulduğu sulara Pasifik (pasif – sakin) adını veren. Onu da anmasak olmaz tabi.

Merak edenler için kısaca  Portekiz nasıl kuruldu hikayesi youtube kanalımdan 🙂

Ayrıca buralara kadar okuyup da youtube kanalıma abone olmayan kimseye hakkımı helal etmem. Layk etmek de unutulmayacak!! Ailemin bir takım büyükleri sizin abonelik işinizi ben halledicem, bendensiniz 😉

En dip not; Belem’e ulaşımı anlatacağım deyip yanından bile geçmemişim 🙂 olay tamamen instagramda gerçekleşmiş. Yani siz tabi beni instagramdan da takip edin de vaad etmişim o kadar yazmasam skandal 🙂 Rossio veya Praça Do Commercio’dan 15 No’lu tramvay’a binip Belem durağında iniyorsunuz. 15 – 20 dakika arası sürüyor. Bir de bir bayiden (iddia gibi bahis oyunları bayileri var, bazı gazete bayileri ve metro duraklarında da satılıyor) viva card edinin. Lizbon akbil muadili, 0,5 eur kart ücreti ondan sonra istediğiniz kadar yolculuk adedi yükleyebiliyorsunuz. Böyle olunca metro / tramvay 1,4 eur’ya denk geliyor, kart kişisel kullanılıyor, yani aynı anda iki adet basamazsınız ve bir yıl geçerli. Lizbon’un meşhur 28 No’lu sarı tramvayına da bu kart ile binebilirsiniz. Tramvayda eğer şoförbeyden bilet alırsak 3,70 eur, kart basarsak 1,40 eur.

Lizbon’dan Porto’ya geçtim ona da bi el atıver derseniz Porto şehir rehberi de burada

 

One Comment Kendi yorumunu ekle

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s