Almanya Fransa’sı – Rengini Belli Etmeyen Şehirlerden Strasbourg Gezi Rehberi

Almanya ile Fransa vakti zamanında buralarda demir çelik için birbirini yemiş olsun, Avrupa tüm dünyaya karşı birlik olsun, buralar yine de instagram için yaratılmış! Ayrıca da susam sokağındaki arada kaldım şarkısı resmen burası için yazılmış.

IMG_7554.JPG

Şarkıyı merak edenlere youtube linki burada 🙂

Giriş kısmını hallettiğime göre Strasbourg ulaşım konusuna geçebilirim ki burası zurnanın zırt dediği yer. Türkiye’den direk uçak yok. Etraf illerden tren veya otobüs ile bağlanacaksınız, hadi özel – kiralık araba da olur 🙂 Çoğunluk İsviçre’nin Basel kentini tercih ediyor, çünkü hava limanından direk otobüs varmış. Hatta bu hava limanında tercih ettiğiniz ülkeye çıkış yapabileceğiniz kapılar mevcutmuş (tercih edebileceğiniz ülke seçenekleri Fransa, Almanya ve İsviçre) varış noktanız için tahmini yol süresi bir buçuk saatmiş. En kolay yol bu der bloggerlar ben de onların yalancısıyım.

IMG_7431.JPG

Tabi bu kolaylık gezi rotasına Alsace bölgesini almak isteyenler için. Şimdi yalan yok bizim yolumuz da çok kolaydı da biz Lüksemburg gezisine günü birlik ek yaptığımız için bavullarla oradan oraya taşınma derdimiz olmadı. Lüksemburg’da kaldığımız otel tam garın karşısındaydı, ışıkları geçip trene bindik, bir buçuk saat sonra da Strasbourg’daydık. Tren çok rahat, yollar aşırı güzel ayrıca trende bedava internet var. Sağ olsun SNCF 🙂 Biz biletleri sncf’nin sitesinden aldık, link için buyrun efenim gidiş dönüş 40 eur verdik ama aslında daha ucuz bilet vardı da son anda ani ataklar yapan euro belki kendine gelir derken kendi kalemizde ekstra 5 eur’yu gördük 🙂

IMG_7450.JPG

Strasbourg’da da tren merkez istasyona gidiyor, trenden inince katedral tabelasını takip ederseniz şehir merkezine ulaşırsınız. Yolda bol bol resim çekmeyi ihmal etmeyin, başta da dediğim gibi burası instagram için yaratılmış, kendi like etmeye hazır kitlesi var!

IMG_7480.JPG

Katedrale ulaştığımıza göre gezmeye başlayabiliriz. Burası etrafta bolca olan Notre Dame kiliselerinden, tabi hemen ardına ek olarak şehir ismi koymamız gerekiyor; o zaman neymiş Notre Dame de Strasbourg kilisesi. Kilise telefon kadrajına yek pare olarak sığmıyor, göstermek istediğiniz çabaya ön bilgi olsun. Kiliseye bakınca hemen bu gotik kardeşim derseniz ama benim de burada öğrendiğim bu gotik tarz özünde gotik değilmiş. 12 – 13 yüzyıl civarından buna Fransız stili derlermiş ama sonra modası geçmiş, 18. yüzyıl civarı Almanlar Fransayı durup durup işgal ederken bu stili de çok benimseyip her yere bu şekil kilise – binalar dikmeye başlayınca adı Gotik olmuş. Kilisenin tek kulesi var, ikinciyi yapmaya niyetlenirken para bitmiş, etraf zenginleri de kilisenin mimari modası geçtiği için para vermemişler, o da öyle tek kuleli kalıvermiş. Yapıldığı zaman kendisinden uzun binalar varmış ama sonra diğerlerinin artık başlarına ne geldiyse bu bina 19. yüzyılın ortalarına kadar (galiba) dünyanın en uzun binası oluvermiş. Ayrıca oralara özgü içinde fazla bakır olmasından dolayı kırmızımtrak taştan yapılmış.

IMG_7723.JPG

Buradan başlayıp ulusal kütüphane – opera – belediye binasına doğru giderseniz güzel bir yürüyüş yolu oluyor. Yolda bolca buralara özgü daha çok Alman tarzını çağrıştıran evler var. Bu evlerin özelliği mobil olmaları imiş Allah sizi inandırsın. Taze gelin kızlarımız gittikleri yere çeyiz diye yanlarında evlerini götürebiliyormuş. Her halde yuvayı diş kuş yapar deyimini burası fena yanlış algılamış 😀

IMG_7581.JPG

Dişi kuş olayından da hemen leyleklere geçivereyim, buraların leyleği meşhur, yani simge olmuş artık, her yerde heykel, hediyelik, çatı süsü olarak görebilirsiniz. Etrafta bataklık bol olduğundan leyleklerin sevdikleri bir bölgeymiş, her sene Afrika – Avrupa yolculuklarına buradan başlıyor veya burada bitiriyorlarmış, artık başlama – bitiş kısmını kendileri bilir 🙂 Ayrıca da dünyanın tüm bebekleri bizden gider der yerel halk 🙂 Acaba leylek görünce tüm sene gezeceğine kanaat getiren tek biz mi varız?

IMG_7591.JPG

Buralar hep Fransa ama biliyorsunuz dünyanın alt yapıcıları Almanlar zaten de buradan pek bi kendilerini alamamışlar tamamen duygusal nedenlerden dolayı, onun için neredeyse bütün binaların üzerinde ulusal xxx yazmakla beraber her şey Alman yapımı.

IMG_7587.JPG

Bu Alman – Fransız kapışmasını kısa bir özet olarak geçecek olursak önce Galyalılar varmış (Asterix ve kabilesi 🙂 ) sonra Roma İmparatorluğunun zayıflamasıyla bir germen kabileler topluluğu olan Alemanni’ler gelmiş. Bu insancıklar tarım yaparmış, sonra 9 – 10. yüzyıl civarlarında kiliseye karşı ayaklanıp kendi bağımsız cumhuriyetlerini kurmuşlar. Fransız başladık, sonra Almanlar geldideyiz (kısa özetin özeti 🙂 ) sonra güneş kralımız 14. Louis gelmiş, buraları Fransız yapmış. Bir süre böyle takıldıktan sonra 19. yüzyıl ortalarında Prusya İmparatorluğu güçlenmeye başlamış ve ilk ciddi Alman istilası gerçekleşmiş. Ciddi derken artık bir günde Fransızca konuşmayı bırakıp Almanca konuşmaya başlayın gibi yaptırımlar baş göstermeye başlamış diyebiliriz. Birinci Dünya Savaşında Almanlar yenilince biz de yenilmiş sayıldığımız gibi Fransızlar da yenmiş sayılmış ve burada yine Fransa egemenliği başlamış, sonra ikinci dünya savaşında yine Almanlar gelmiş, en son 1950’ler gibi artık buralar hep Fransa olmuş.

IMG_7532.JPG

Almanlarla Fransızların bu ne seninle ne sensiz durumları ortaya ortak bir kültür çıkarmış. Mesela Strasbourg kelimesi Almanca’dan strasse (yol) ve bourg (kale)  kelimelerinin birleşmesinden oluşuyormuş ama strasse de latince stratadan geliyormuş. Alsace da Almanca’da yabancı memleket demekmiş bir nevi acem diyarı 🙂 yani kaynaşmaya meyilli ama kendisine de pek yakın hissetmemiş isim verirken 🙂

IMG_7489.JPG

Buraların meşhur tarte flambée’si de fransız isimli bir alman yemeği imiş, Alemanniler yaparmış, sonra isim hakkı Fransızlara geçmiş.

IMG_7512.JPG

Yemek demişken biz günü birlik gezimizde Square Delicatessen’de bir şeyler yedik, Le Saxo’da bir şeyler içtik. Hava yine çok yağışlı ve soğuktu o bakımdan square delicatessen’de içtiğim sebze çorbası ilaç gibi geldi. Mevsim sebzelerinden yerel ürünlerden yapılıyormuş. Buranın fiyatları genel olarak uygundu. İçki yaban ellerde zaten hep makul.

IMG_7600.JPG

P.S. 1 Şu sıralar dile o kadar takmışken iki cümleyle Alman – Fransız kaynaşmasını geçeceğimi sanmadınız di mi 🙂 Strasse kulaklarımız gayet Alman gelebilir ama işin özü sırat’a dayanıyormuş dersem … ya her canlı ölümü tadacaktırdan nerelere gider bu konu 😀 Strasse > Strata (latince) > esterat  (orta aramaik – yani süryanice ki biz kendisini sırat olarak biliyoruz) Zaten her şey Adem ile Havva ile başlamadı mı deyip buradan evrime de limon sıkıp konuyu kapatayım 🙂

IMG_7576.JPG

P.S. 2 Paris’i Paris yapan Baron Haussmann burada doğmamakla beraber ailesi buralı imiş, Paris’te doğduğu ev Alsace stili bir bina imiş ve Paris’i yeniden inşaa ederken kendi evini de yıkmış.

P.S. 3 Orada doğmamakla beraber matbaayı Avrupa’ya getiren Gutenberg de ürün geliştirme çalışmalarını burada gerçekleştirmiş, yine Frankfurt’ta doğmuş olmasına rağmen Goethe’yi Goethe yapan yer Strasbourg’muş. Pasteur de eş durumundan Strasbourg’lu. Strasbourg Üniversitesi rektörünün kızını alıp evlenip buralara yerleşip bu üniversitede kimya profu olup çalışmalarını gerçekleştirmiş.

P.S. 4 Fransız milli marşı La Marseillaise olarak bilinmesine rağmen Strasbourg’da yine Strasbourg’lu olmayıp da kendini oralardan alamayan Claude Joseph Rouget de Lisle tarafından bir gecede Rhine ordusunun savaş marşı olarak yazılmış ama ihtilal için Paris’e giden Marsilyalılar marşı burada öğrenip Paris sokaklarında söyleyerek meşhur edince marş onlara mal edilmiş – Ne de olsa bu bölge bir Fransız için fazla Alman, milli marşlarının bu etkiden çıkmış olmasını Fransız bünyesi kaldırmaz o bakımdan bence Marseillaise Fransanın bekası için uygun bir tanımlama olmuş 🙂

IMG_7595.JPG

P.S. 5 Buraları aynı zamanda Alman etkisiyle Fransa’nın Protestan yaptırımlarına maruz kalmamış tek bölgesiymiş. Yaptırım derken kırmızı ışıkta geçtin pamuk eller cebe düşünmeyelim o zamanlar hep mikrobu ateş kırıyormuş.

P.S. 6 En final P.S. buraları Avrupa’nın üç başkentinden biri. Diğer ikisi için buraya ve buraya tık tık. Bizim için neredeyse ne işe yaradığı toptan boş küme olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Avrupa birliğinin bu şehrin payına düşen kurumlarından.

Burada free walking tour tavsiyesi yok mu diyenleri de buraya alalım 🙂

 

 

One Comment Kendi yorumunu ekle

  1. Digiturk dedi ki:

    oldukça faydalı bir yazı dizisi teşekkürler

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s