Uzak Doğu Etkili Bir Osmanlı Mirası – Safranbolu Gezi Rehberi

Göynük sonrası ikinci Batı Karadeniz çıkarması, Safranbolu içerikli bir haftasonu gezi hikayesi bugünkü yazı hedefim.

Tam teşekküllü bir içerik benim bu bölgeye yine de çok ısınamamış olmamdan ötürü çıkmaz ama sizi de beni de az eğleyecek bir şeyler karalayabilirim kanımca.

Bakalım hedefimize ne kadar ulaşabileceğiz 🙂

Istanbul – Safranbolu ulaşım kısmına girmem bu geziyi sonbaharın hangi aşamasında yaptığımızı ne kadar hatırladığıma ve o günlerden bu güne o hatırların ne kadarını zihnimde tutmayı başarabilmiş olduğuma göre değişecek….Yani siz de gitmeden önce bir google’a sorarsınız ayrıntıları 🙂

Istanbul Anadolu yakasından yola çıkıp önce Ankara sonra Bolu tabelalarını takip etmeye niyetlenip Bolu Merkezde yemek için pek mükemmel bulunup bir de üstüne sertifikalanmış Kubbealtı’na çok rahat ulaştığımızı hatırlıyorum. Ben araştırma yaparken buranın pek iyi bulunduğuna odaklanmışım ama ne yaptığına pek odaklanmamışım. Tarihi hamamın yanında yerel halkça pek tercih edilen bir mekan olduğunu bu gözler hemen tespit etti orada bir sıkıntı yok. Am menüyü elimize alınca mekanın sadece yoğurtlu gözleme yaptığı gerçeğini anlamamız hafif bir hayal kırıklığı yaratmadı değil. Biz kıymalı – patlıcanlı yoğurtlu gözleme sipariş ettik. Tek porsiyon orta açlıkta iki yetişkin dişiyi rahat doyurur. Yani ziyadesiylen doyduk, ama bir daha yemem. Ayrıca gözlemenin yaşadığı bu popülarite beni çocukluğumdan beri benden almıyor değil. Seven not etsin, sevebilir, gözleme sevmeyen bu satırlar hiç yaşamamış saysın.

Buradan sonra yapmamız gereken, bir süre Ankara tabelasını takip edip, Karabük sapağından sapmak idi, fakat biz muhabbete dalıp ilk sapağı kaçırdık, sonra navigasyonu anlayamayıp ikinci sapakta yanlış yerden döndük, üçüncü dönüş artık Ankara il sınırları içinden olduğu için konuya tam odaklanıp doğru hamleyi yapabildik. İstanbul – Ankara üzerinden Safranbolu böylelikle mola hariç normal süre artı bir saat yaklaşık 6 saat sürdü.

Safranbolu’na gitmek için mutlaka Karabük’ten geçiliyor. Fabrika ve çevresi de insana nefes almanın ne kadar gerekli olduğunu anca bir süre tabi – sorgulatıyor.

Bu kısmı atlattıktan sonra yaşayacağımız tek sıkıntı artık tamamen turistik bir plato – kasaba haline gelmiş olan hedef yerleşimimizde uygun bir park alanı bulmak. Navigasyon saf saf, yol olduğunu düşündüğü yerlere sizi yönlendiriyor, hatta oteller filan da oraların yer / otopark olduğunu iddia ediyor ama siz inanmayın. Peki biz n’apalım derseniz ben de çok bilmiyorum tamamen karşının taksisiyim durumları ama biz tarihi şehir müzesinin bahçesine park ettik. Kimse de yok bacım burası namahrem demedi. Bence siz de aynısını yapabilirsiniz.

Safranbolu Konaklama

Safranbolu sebebi ziyaretinizin ana fikri ileride Unesco Kültürel Mirası olmak üzere bina edilmiş geleneksel Osmanlı sivil mimarisi örneklerini dünya gözüylen görebilmek. Bunu günü birlik yapabileceğiniz gibi deneyiminizi gecelemek suretiylen uzata da bilirsiniz. Sabah dışından bakıp resimlerini insta’ya yüklediğiniz bilimum konaklardan birini seçip bu görevi ifa edebilirsiniz. Bu girişten konaklama için ne haliniz görün hissiyatı yaratmış olsam da bizim konakladığımız konak hakkında bilgi vermek gibi bir niyetim var. Sizin de bu bilgiyi almak gibi bir niyetiniz varsa bizim kaldığımız yerde kalmanızda hiç bir sakınca yok. Hatta gezinin Safranbolu bacağı için en memnun kaldığımız deneyim bu konak dairesinde gelişti.

Genel olarak konak pek temiz, restorasyonlar yapılırken de pek özenilmiş, hatta bir takım mansiyon ödüllerine layık görülmüş. İşletme sahipleri pek özenli, her bir misafirle yakınen ilgileniyorlar.

Bu cümlenin gelişinden de hissedilen tek ama konusu konaklama sonrası vermiş olduğumuz 10 üzerinden 9.6 puanı beğenmemiş olmaları. Aslen bu memnuniyetsizlik bende çok da tın değerinde olsa da kendime bahsetmek için konu olarak seçtiğimden boş geçemeyeceğim. Biz 0.4 puanı kaldığımız odadaki doğan görünümlü şahin – gardrop görünümlü tuvalet ve banyonun kullanımının rahat olmamasından dolayı düşüverdikti. Bizim kaldığımız oda haricindeki tüm odalar muassır şekilde tesis edilmiş tuvalet banyolara sahipmiş. Yani nokta atışı yapmazsanız 10 da 10’luk memnuniyet de sağlarsınız karşılıklı. Bizim kaldığımız oda numarasına bir bakıp yazarım.

O kadar yazıp da adını ağzıma almadığım konağımızın adı Hüma Hatun Konakları Sahipleri İstanbul Ataköy mukimi imiş. Vakti zamanında gelip konakları beğenip satın alıp işletmeye karar vermişler. Konaklar diyorum çünkü iki tane konak var. İsim de beldeden bağımsız Fatih Sultan Mehmed’in Validesinden ötürü imiş.

Bizim kaldığımız konak 1880’lerde yapılmış, ikâmetgah maiyetinden çıktıktan sonra ilk okul, halk evi, akşam kız meslek lisesi olarak kullanılmış. Okul olarak kullanıldığı döneme ait resim Şehir Tarihi Müzesinden. Müze sempatik. Yöre hayatı – tarihine dair pek güzel bilgiler veriyor. Bahçesinde Türkiye’nin dört bir yanından saat kuleleri maketi sergisi de var. Galiba bir giriş ücreti vardı, hatta biz yine öğrenci kontenjanından da faidelendik, ama geçmiş gün ücreti hatırlamıyorum.

Bahsettiğim okul resmi yukarıda, bu resim ayrıca hoşuma gittiği için ekledim 🙂

Gezilecek yerlerden bahsetmeye başladığıma göre durmadan devam edeyim. Bölgenin merkez cami çarşıdaki Köprülü Mehmet Paşa Cami, onun önünde yine benzer zamanların simalarından Cinci Hocanın Han ve Hamamı mevcut.

Ara P.S. beldenin bir merkez cami var ve adı tabi ki merkez cami ama bence merkeze kondurulmuş cami Köprülü Mehmet Paşa Cami olduğu için bu tanımlamayı ben onun için uygun gördüm. Yani tamamen benim şahsi tercihim.

Bu yöremiz ticaret yolları üzerinde önemli bir durak olmasından hayli nemalandığından etrafta bol olan paşaların bina ettirdiği bir takım başka camiler de mevcut. Onları da gezmenizde bir mani yok.

Bir de konakların içini görmek için kaymakam evi varmış galiba ama biz konakta kaldığımız için ona odaklanmadık.

Yeme içme konusuna gelirsek, ortamda gelen her turisti yönlendirdikleri Kadıoğlu Şehzade Sofrasında yemek yedik. Diğer yerleri bilmediğim için illa da gitmeyin diyemem. Kuyu kebabını da yiyin dedikleri için yedik, o konuda da ısrarcı olmam. Genel olarak yediğimiz şeyler arasında olmuş bu dediğimiz bir tek mevsim salata vardı.

Onun haricinde lokum, pişmaniye bol. Klasik turistik aktivite olarak etrafta bol olan satıcılar aralarda kıstırdıkları turistlerin önüne atıveriyorlar. Peruhi diye etsiz bir mantı varmış içine yoğurt şırınga ediyorlarmış, zaman bolluğundan herhalde – biz bu tip bir girişimi Bolu merkezde yine de ek yapılmış bir iç malzeme ile tecrübe ettiğimizden ve özünde bu tip hamur işlerinden haz etmediğimizden pas geçtik.

Etraftaki kafeler Türk kahvesinde közde pişiriyorlar aşırı turistik hale gelmiş geleneksel bir yöre için hoş bir teşebbüs olmuş.

P.S. 1 Doğu Karadeniz maalesef yağmur altında kalmış Arabistan’a dönmüşken Safranbolu etkisi altında kalacağı doğuyu daha uzaklardan seçmeyi uygun görmüş. Etrafta nev’ini tespit etmekte zorlandığımız çekik gözlü bol ve tabi ki Türk hizmet sektörü bu kardeşlerimizi kendi yaşam alanlarında hissettirmek için emeklerini hiç esirgememişler.

P.S. 2 Safranbolu bir tam günde gezilebilir, sonrasında biz yakındaki Tokatlı Kanyonuna gittik. Ondan da kısa bir yazı ile bahsedeceğim (inşallah 🙂 ) Eğer vaktiniz varsa kanyona ek Bulak Mağarası da yapabilirsiniz. Bizim vaktimiz olmadığı için yapmadık yani mağarada bir sıkıntı yok ya da varsa da benim haberim yok.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s